Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

11 Ayin Sultani






  



“Oruçlu için iki sevinç vardir: Birincisi orucu açtigi zamanki sevincidir. Digeri de Rabbi'ne kavustugu zamanki sevincidir." (Hadis-i Serif)

Ruh ve bedenden yaratilan insan, madde ile mananin birlesiminden meydana gelen bir güzelliktir. Oruç, madde ile mana arasinda bir denge ve maddenin lehine bozulan dengeyi aslina iadedir. Böylece, Allah’i tanimak ve O’na kulluk etmek için yaratilan insan, himmetini yaradilis gayesine yogunlastirarak Allah’in rizasina ulasir.

ARZULARIN KÖLELIGINDEN AZAT OLMAK

Yeryüzünde halife olarak yaratilan insan, Allahu Tealâ’ya kulluk etmedigi taktirde, Allah onu masivanin kölesi yaparak cezalandirir. Böylece insanoglu, kendisine hizmet için yaratilan seyleri gaye haline getirip onlari Allah gibi sevmeye baslar (Bakara/165). Bu da gönül ve fikir dünyasinin madde tarafindan tutsak edilmesi demektir.

Allahu Teâlâ, böyle nefsanî zevk ve sefa pesinde kosarak maddenin tutsagi haline gelen kâ­fir­lerin hallerini muhtelif ayetlerde söyle beyan etmektedir: “Hevâsini kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü?” (Furkan, 43). “Davarlarin yedigi gibi yer ve içerler. Onlarin yeri atestir.” (Muhammed/12). “Onlar hayvanlar gibi, hatta hayvan­lar­dan da asagidirlar.” (Araf/179).

Bu ayetler her ne kadar iman etmeyenleri tasvir ediyorsa da, madde, makam, söhret gibi seylerin tutsagi haline gelen müminler de anilan ayetlerin muhatabi olmaktan kurtulamazlar.

Iste müminleri bu esaretten kurtaracak en tesirli ibadet oruçtur. Çünkü oruç, nazarlari maddenin ve midenin ötesine çekerek, insana yaratilis gayesini hatirlatir. Bu yüzden bütün ilâhî dinlerde oruç vardir. Kur’an-i Kerim’de söyle buyurulur: “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmis ümmetlere farz kilindigi gibi, size de farz kilindi. Umulur ki korunursunuz.” (Bakara/183)

BIR ‘KORUNMA’ EGITIMI

Orucu layikiyla tutan bir insan bütün haram olan fiillerden, zulüm ve fenaliktan uzak durur. Allah’in emirlerine riayet etmekle kalmaz, yaptigi amelleri de ihlâsla, sirf Allah rizasi için yapmaya gayret eder.

Evinde her türlü nefis yiyecekler olan bir kimseyi düsünelim. Bu kimse oruçluyken karni aç oldugu halde o yiyeceklere elini sürmez. Halbuki orucunu bozsa kimse görmeyecek. Fakat Allah görecek. Yine oruçluyken yanindaki helâline elini sürmez. Çünkü Allah görüyor.

Demek ki bu insan, hiçbir mani yokken sirf Allah rizasi için bunlara elini sürmüyor ve bu sekilde nefisle aralarinda cereyan eden mücahedede Allah namina hareket ediyor. Sayet nefsine uyup orucunu bozacak olsa, kendisini altmis gün keffaretle cezalandiriyor.

Sirf Allah rizasi için helâl malini yemeyen bir mümin, nasil olur da baskasinin haram malini yiyebilir? Allah rizasi için sehvetini zaptedip, helâl olan esine dahi dokunmayan bir mümin, nasil olur da haram olan bir kimsenin irz ve namusuna musallat olabilir? Keza kendi malindan zekât veren bir kimse, nasil olur da baikasinin malini çalabilir?

Iste orucun farz oldugunu beyan eden ayetteki “umulur ki korunursunuz” ifadesinin hikmetleri, oruçta tam manasiyla tezahür ediyor.

‘ORUÇTA RIYA YOKTUR’

Oruçlu olan bir kimse, Allahu Tealâ’nin huzurunda vicdaniyla basbasadir. Oruç disaridan görülebilen bir ibadet degildir. Bu sebeple Hz. Peygamber A.S., “oruçta riya yoktur” buyurmustur.

Amellerin kabulü için esas olan ihlâs, müminin düsünce ve fiillerini mahlukatin mülahazasindan uzak tutmasidir. Bütün ibadet ve amellerimizde ihlâsi kazanmanin en tesirli egitimi ise oruçtur. Ihlâsla nefis mücahedesine alisan bir mümin, Allahu Tealâ ile sicak bir irtibat kurar ve böylece Allah’i görüyormus gibi hareket etme kabiliyeti kazanarak “ihsan” mertebesine ulasabilir.

Iftar vaktine kadar Allahu Tealâ’nin kendisine lutfettigi nimetlerden nefsini mahrum birakan oruçlu, bu nimetlerden devamli mahrum olan insanlari kesfeder. Kalbi yumusar, merhameti galebe eder ve elindeki imkanlariyla baskalarini gözetmeye baslar. Fakir fukaraya yardim eder. Evinde iftar ettirir. Böylece  makam-mevki farki sözkonusu olmadan toplumda huzur, itimat, muhabbet ve kardeslik gelisir ve büyür.

Burada sadece bir kismini arz etmege çalistigimiz gibi, oruç nefsin kötü olan sifatlarini egiterek iyilestirir. Böylece mümin, gücü nisbetinde nefs-i emmare mertebesinden nefs-i mutmainne makamina dogru yükselir. Bu suretle Allah’in rizasini kazanip atesten korunmus olur. Onun için Hz. Peygamber A.S. buyurur ki: “Oruç atese karsi bir perde, müstahkem bir kaledir.”

SINIRSIZ MÜKÂFAT KAPISI

Her amelin karsiligi kulun emegi nisbetinde ödenir ve miktari bellidir. Her iyilige on mislinden yedi yüz misline kadar, bazi gün ve gecelerde ise, daha fazla mükâfat vardir. Ancak oruç müstesna. Orucun ecri çok daha fazladir. Zira Allahu Tealâ hadis-i kudsî­de buyurur ki: “Oruç benim içindir onun mükâfatini ben verecegim. (Zira) oruçlu kisi yiyecek ve içecegini sirf benim için birakti.” (Müslim). Kur’an-Hakim’de ise “kadir gecesi bin aydan hayir­lidir” buyrulmaktadir.

Burada, yapilan bir hayrin Allah tarafindan otuzbin katiyla da ka­bul edilebilecegine dair Kur’anî bir delil mevcuttur. Su halde bir kul orucun sartlarina riayet ettigi nispette, otuzbin mislinden fazla bir mükâfata bile mazhar olabilir. Ilâhî rahmetten bu umulabilir.

Oruç tutan kimse Allah’in izniyle cehennem atesinden kurtulur. Zira hadis-i serifte, “Kim Allah’in rizasi için bir gün oruç tutarsa, Allah onunla ates arasina genisligi yer ile gök arasini tutan bir hendek kilar” (Tirmizî) buyurulmaktadir. Diger bir hadis-i serifte ise, cennette “Reyyan” denilen kapidan sadece oruçlularin girecegi belirtilmektedir. (Buharî) 

Benzeri daha birçok hadis-i serif mevcuttur. Hâlâ gönlü mutmain olmayanlar için, Efendimiz A.S.’in su büyük müjdesini aktarmakla yetinelim: “Oruçlu için iki sevinç vardir: Birincisi orucu açtigi zamanki sevincidir. Digeri de Rabbi’ne kavustugu zamanki sevincidir.” Hadiste zikredilen ikinci sevinç, Cemalullah’i seyr ve temasadir ki, dünyada ve ahirette bundan büyük mükâfat yoktur.

ORUCUN ÇESITLERI

Avamin Orucu: Yemek, içmek ve cinsî münasebetten sakinmaktir. Bu çesit oruç tutanlar agiz ve edep yerlerini oruç süresince korumalarina ragmen, her türlü harami islemeye devam ettikleri taktirde oruçtan elde edilecek asil sevap ve feyzi kaçirmis olurlar. Allah Rasulü A.S., “Nice oruçlular var ki, açlik ve susuzluktan baska kârlari yoktur.” (Nesaî, Ibnu Mace) buyurmaktadir. Bu sekilde tutulan bir oruç cehenneme kalkan olur mu, bilinmez. Zira gündüz orucu bozanlar hariç, nefsin her türlü sehvetlerini yerine getirmekle beraber, sadece yeme-içmeyi bir ögün geciktirip, iki ögünlük yemegi de aksam yemekte çok büyük fayda yoktur. Sayet olsaydi o zaman bu hadisin bir manasi kalmazdi.

Fakat bütün bunlara ragmen Allahu Tealâ Hazretleri, “Kim zerre miktari hayir yapmissa onun karsiligini görür.” (Zilzal/7) buyuruyor. Bu yüzden ümit edilir ki, bu gibi kimseler seklen de olsa farzi yerine getirmenin sevabini insaallah alirlar.

Havasin Orucu: Yukaridaki esaslara riayet etmekle beraber, gözünü, kulagini, dilini, elini, ayagini ve diger azalarini günahtan koruyarak oruç tutmaktir.

Hz. Peygamber A.S., “Bes sey orucu bozar (yani orucun kemalâtini götürür ve sevabini azaltir): Yalan konusmak, giybet etmek, dedikodu yapmak, yalan yemin ve sehvetle bakmak.” (el-Ezdî, Zuafa) buyurmaktadir. Burada dil ve gözle ilgili afetlerden bahsedilerek, kâmil bir oruç için bunlardan korunmamiz emredilmektedir. Diger uzuvlari korumakla ilgili ayet ve hadisleri de buna kiyas ederek, kâmil bir orucun nasil tutulacagina dikkat edilmelidir.

Yukarida bahsedildigi gibi, orucun asil gayelerinden biri nefsi terbiye etmektir. Nefis terbiyesi yapilmadan uzuvlari günahlardan korumak mümkün degildir. Orucu nefsle yapilan bir mücahede halinden çikarip  perhiz sekline getirmek, gerçek bir oruç sayilmaz. Mesela helâl yemekten oruç tutup, haram ile iftar etmenin ne manasi olabilir? Oruçtan maksat yeme, içme, uyuma ve cinsi münasebet gibi sehvetlerini mutedil hale getirmektir. Oruçlu olan bir kimse gündüz yemedigini aksam bir oturusta tika-basa yerse, sehvetlerini ve Allah’in düsmani olan seytani nasil yenebilir?

Oysa haramlardan kaçinsa, mutedil yese, orucun ve diger ibadetlerin bereketiyle kalbi cilalanir, her gece biraz daha hafiflesir. Teheccüdünü, virdlerini kolaylikla yapar. Bu sayede seytan kalbine yaklasamaz.

Ahassü’l-Havasin Orucu: Yukaridaki iki sarti yerine getirmekle birlikte, kalbini adi düsüncelerden ve dünya sevgisinden arindirarak Allah’tan baska bir seye gönlünü baglamamaktir. Bu gibilerin kalbine Allah ve ahiretten baska veya dünyanin ahirete yarayisli kismindan baska bir sey gelirse oruçlari bozulur. Bu mertebe peygamberlerin, siddîklerin ve mukarreblerin mertebesidir. (Ihya-u Ulumi’d-Din)

BIR TAVSIYE

Allah indinde makbul olan orucun, bütün uzuvlarla tutulan oruç oldugunu senelerden beri çogumuz duyar veya okur geçeriz. Bunu bütün arzumuza ragmen çogu kere tam manasiyla tatbik edemeyiz. Oysa ikinci grupta anlatilan salihlerin orucu, haram bir fiil isleyince bozulur. Her ne kadar zahirî ve fikhî kaidelere göre bozulmasa da, kâmil bir oruç olmaktan çikmasi itibariyle, manevi ve batinî açidan bozulur.

Su halde gelin, bu yil azalarimizdan haram bir fiil ortaya çikmasi halinde, kesinlikle kaza etmeye niyet edelim. Göreceksiniz nefis o orucu kaza etmemek için çok daha dikkatli olacaktir.

Kaynak :  www.semerkand.com

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Ademoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenab-ı Hakk'ın bu husustaki sünneti şudur:) Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yediyüz misline kadar çıkar. Allah Teâla Hazretleri (bir hadis-i kudside) şöyle buyurmuştur: "Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfaatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terketti."
"Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halüf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.''

Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur: "Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!'' desin (ve ona bulaşmasın).''

Ebu Ümâme (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resülü dedim, bana öyle bir amel emret ki (yaptığım takdirde) Allah beni mükâfaatlandırsın.''

"Sana dedi, orucu tavsiye ederim, zira onun bir eşi yoktur.''


Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Ramazandan sonra hangi oruç efdaldir?'' diye sorulmuştu, şu cevabı verdi:

"Ramazanı ta'zim için Şa'bân!" Tekrar soruldu:

"Hangi sadaka efdaldir?''

"Ramazanda verilen!'' cevabını verdi.''

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: "Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun seyabından hiçbir eksilme olmaz.''


Yine Ebu Hüreyıe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.''

bu oruç ne mübarek bi ibadetmiş değil mi?

Ebu Derda (r.a.) şöyle anlatır:
Biz Ramazan ayında çok sıcak bir günde, Resulüllah (a.s.) ile beraber sefere çıktık. Her birimiz sıcaklığın şiddetinden dolayı elini başına koyuyordu. Aramızda ise Resulüllah (a.s.) ile Abdullah b. Ravaha'dan (r.a.) başka oruç tutan kimse yoktu.

Abdullah b. Mesûd anlatıyor:
Abdurrahman b. Yezid şöyle dedi. Eşas b. Kays bir Aşure günü Abdullah'ın yanına gelerek, onun yemek yediğini gördü ve: Ey Ebu Muhammed! Aşure günü nedir bilir misin? O da "O nedir? diye sorduğunda "Şüphesiz bu gün aşure günüdür, dedi. İbn Mesûd (r.a.) ise: "Ramazan orucunun farz kılınmasından önce bu günde oruç tutulurdu. Ramazan orucu emredilince bu terk olundu" demiştir.

Ebu Saîd Hudrî (r.a.) anlatıyor:
Hz. Peygamber'in (a.s.) şöyle buyurduğunu işittim: "İki günde oruç tutmak sahih olmaz: Kurban Bayramı günü ile Ramazan Bayramı günü."

Hz. Aişe'nin (r.ah.) haber verdiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Kimin üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse, o ölünün velisi, ölen kimse yerine oruç tutabilir" buyurmuştur.



Yine Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Sizden kimse, ramazanı bir veya iki gün önceden oruç tutarak karşılamasın. Eğer bir kimse, önceden oruç tutmakta idiyse, orucunu tutsun.''

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Sahur yemeği yiyin, zira sahurda bereket var."

Amr İbnu'I-As (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Bizim orucumuzla Ehl-i Kitab'ın orucunu ayıran fark sahur yemeğidir.''

COCUK VE RAMAZAN

Çocuk meraklidir. Çocuk heveslidir. Çocuk saf, temiz, iyi niyetlidir. Davranislari, düsünceleri ön yargisizdir. Içinden geldigi gibi, düsündügü gibi yapar. Hayal dünyasi genistir. Olmazlarin içinde hayaliyle gezinir ve onlarin güzelligi ile hep güler. Çiçekler solmayinca, çocuklar aglamayinca güzeldirler. Onlari aglatmamak gerekir. Bombalarin, enkazlarin, yoksullugun, sadizmin, bencilligin altinda ezilmemeli çocuklar. Çocuk güzelin, iyinin, mutlulugun kahramani olmalidir.

Ramazan bir hos, bir güzel aydir, aylar içinde. Oruç da o ayin gülü. O gülden koklamak, o gülü seyretmek güzeldir. Ramazan gibi has bir ayin, has gülü orucu Mü’minler doya doya koklarlar, onu tâ cigerlerine kadar doldururlar. Mü’minlerin çocuklari da o aydan büyük zevk alirlar.

Normal ibadetlerden biri olan oruçta, senede bir kere gelmesinden dolayi evlerde büyük bir degisim yasanir. Evlerde gece hayati baslar. Ramazan öncesi tatli bir heyecan ve telas kaplar evleri. Alinmayan müstesna yiyecekler o ayda borç harç alinir. O ayda, yemeklerin, tatlilarin sayisi ve çesidi çogalir. Hele iftar öncesi evin haniminin memnun, edali telasi ve ezan dakikasinda yemegin sofrada olusu...

Aile fertleri uyuyor. Evin hanimi gece ikinci yarisinda kalkmis, mutfakta uykulu gözlerle, ama mutlu, yemek yapiyor. Sofra hazirliginda. Derken, sofra kurulmaya hazir hale gelince, oruç tutma yükümlülügü olanlar uyandirilir. Mahmur gözlerle, el yüz yikamaya gidenlerin sallanislari da pek hostur hani. Sofraya oturulur, besmele çekilir, mahmur bakislarla yemek fasli baslar. O da ne? Içerden bazi sesler gelir. Bu, evin küçük çocuklarinin sesleridir. Kasik seslerini ve yanan isigi merak ederler. Aksam demisti ya “Beni de sahura kaldirin, ben de oruç tutacagim.” Büyükler de “Sen küçüksün” demislerdi. Ama merak öldürülür mü, merak uyutur mu? “Acaba ne yiyorlar?” Yorganin altinda saga-sola dönerek, uyanik oldugunu belli etmeler. Acaba biri “gel” der mi? Hele bir “gel” dese çocuk nasil mutlu oturur sofraya. Böylece meraki gider, yorganin altinda kipir kipir eden gözlerin sahibinin.

Oruç tutmak büyük zevk verir çocuklara. Açligin zorlugunu, ailesine kendisini ispat etmenin mutlulugu yeter. O gün oruç tutar. Sonra iftar saati yaklastikça heyecan artar. Dakikalar geçmek bilmez. Bir elinde bir meyve, diger elinde seker gibi kirintilar, aksam yemeginin hos kokulari arasinda beklenen ses: Top sesi. Ha atildi ha atilacak derken “gümm” sesiyle, mutlulugun doruguna ulasan çocuklar. Hangisini önce yiyecegini bilmeyen çocuklar. Sonra sofradaki, mutlulugun en küçük üyesi olmanin güzelligi. Çocugun orucu güzeldir. Seytanin belini kiran bir oruç, çocuk orucu.

Yemek sonrasi, neler neler yemek ister. O gün büyümüstür. Öyleyse, babasinin gittigi yere gitmelidir. Camiye, teravih namazina... Arka saflardaki çocuklarin kikirdamalarini, ön saftaki çocuklar merak eder. Büyükler rükûya varinca hemen kosusmaya, etrafi kolaçan etmeye baslayan çocuklar. Teravihin uzunlugundan usanip yarida birakilmasi, büyüklerin sert uyarilari ve homurdanmalari sonucu gerçeklesebilir.

“Bak sakin orada kosturma, gülme, yaramazlik yapma.” gibi tembihlerle camiye götürülen çocuklarin, tüm masumiyeti camiye yansirken, vakit geçtikçe, çocuklara galebe çalar ve verdigi sözleri unuturlar. Kikirdar, güler, oynar, kosar, elleri bagli yürür, gözleriyle her yeri kolaçan eder ama yine de camide oldugunu unutmazlar.

Mevlid ve çocuk. Okutulan mevlidin arkasindan dagitilan simit, lokum, tatli, çocuk için o kadar degerlidir ki. Onun için mevlidi usanma pahasina dinlemeye çalisir. Mevlid öncesi dagitilirsa ne alâ, dinlemek, oturmak zorunda degil. Ama, sonra dagitilirsa, o zaman is kötü. Sahi, mevlid sekerlerini niçin önce büyüklere dagitirlar? Ondan çocuklar daha sevinçli olmaz mi? Hele yetmeyiverirse sekerler. Çocugun ümidi, hayal kirikligi ne olacak? Bu sebeple, sevindirme önce çocuklardan baslamalidir. Bir sekerlik mutlulugu çocuklardan esirgemeyelim. Mevlid maksadina ulassin.

Iftari, sahuru, teravihi, mevlidi ile çocuklar ramazani severler. Onun, insanlari mutlu edici havasini doya doya solurlar. Iftar sofrasinda, önünde mis gibi kokan ve insana gülen yemekleri, tatlilari iftar saatinde beklemenin anlik tadini, hiçbir dis baski olmadan, açliga ragmen sabretmenin büyüklügünü, göremedigimiz ama bize her türlü güzellikleri bahseden Allah’i ögrenir, yasar çocuklar. Iftarla beraber yemenin zevkiyle, yiyemeyenlerin acisini da hatirlar.

“Tekne orucu”yla baslayan ve ömrün sonuna kadar giden oruç yükselisi, ramazan maneviyati, çocuklar için çok önemli, büyükler için özlenesi günlerdir.

Bu zevkten, bu mutluluktan çocuklari mahrum etmeyiniz. Onlarin oruç isteklerine karsi çikmayiniz. Tutulan oruçlardan, kilinan namazlardan dolayi çocuklari tebrik edelim, ödüllendirelim. Çünkü çocuk hafizasi unutmaz. Cami, teravih, mevlid, iftar, sahur... Hepsini büyükler su anda “Ahh eski ramazanlar!” diye hasretle aniyorsa, çocuklar da bu kavramlari ve bu kavramlarla yasamayi ögrenecek ve unutmayacaktir.

Kaynak: www ilkadim.com

Ziyaretci Defteri